ALİCE HARİKALAR DİYARINDA


Yazar: Lewis Carroll

Yayınevi: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları


Kitabın Orijinal Adı: Alice’s Adventures in Wonderland

Sayfa Sayısı: 106

Yazar Hakkında

1832’ de İngiltere’de dünyaya geldi. Oxford Üniversitesi’nde matematik eğitimi aldı. Fotoğrafa ilgisi vardı ve bu yeteneğini iyi değerlendirdi. Sembolik mantığa yönelik bir çok eseri bulunmaktadır.


Kitap İncelemesi

Alice nehrin kıyısında ablasıyla oturmaktan sıkılmaya başlamış kendine yapacak bir şeyler ararken önünden pembe gözlü bir tavşan koşarak geçti. Tavşan aman tanrım çok geç kaldım diye koşarken bir yandan yeleğinin cebinden saatini çıkarıp bakıyordu. Alice daha önce hiç yeleğinin cebinde saat taşıyan bir tavşan görmediği için şaşırarak tavşanı takip etmeye başladı. Tavşanın büyük bir delikten içeri girdiğini gören Alice peşinden deliğe girdi ve kendini derin bir kuyuya düşerken buldu. Düşüşü tamamladıktan sonra canı yanmadan yere inen Alice tavşanın peşinden uzunca bir koridora girdi ve kendini salonda buldu. Salonun her yerinde kilitli kapılar vardı. Birden üç bacaklı cam bir masayla karşılaştı ve masanın üzerinde bir anahtar buldu. Hemen bulduğu anahtarı kapılarda denedi fakat oda ne! Ya anahtar çok büyük ya da kapılar çok küçüktü. Perdenin arkasındaki kapıyı farkeden Alice anahtarın kapıya uyduğunu gördü. Kapı çok küçük ve dar bir koridora uzanıyor, koridor sonunda çok güzel bir bahçeye çıkıyordu. Ama Alice’in burdan geçmesi imkansızdı. Belki bir şeyler bulurum umuduyla geri dönen Alice cam masanın üstünde küçük bir şişe buldu. Şişenin üstünde BENİ İÇ yazıyordu. Fakat Alice temkinli davranıp şişede zehir yazıp yazmadığına baktı ve zehir etiketini görmediğine göre şişeyi içebilirdi. Şişedekini içmesiyle birlikte birden boyu yirmibeş cm oluvermişti. Şimdi o muhteşem bahçeyi görmeye gidebilirdi.

Kapının oraya geldiğinde birde baktı ki anahtarı masanın üstünde unutmuş. Anahtara bu boyla ulaşması imkansızdı. Ağlamaya başlayan Alice odada dolaşıp uzamanın yollarını aradı ve bir kek buldu. Kekin üstünde BENİ YE yazıyordu. Bakalım Alice keki yiyince uzayabilcek mi?

Keki yiyen Alice tam tahmin ettiği üzere tekrar uzamıştı. Ama ne uzamak. Boyunun tavana çarpmasıyla yaklaşık üç metre olduğunu tahmin etti. Kapıdan geçmek artık daha da güçtü. Oturup çaresizce ağlamaya başladı ve okadar çok ağladı ki göz yaşları on cm derinliğinde genişce bir havuz oluşturdu.

Bir süre sonra kendisine yaklaşmakta olan bir tavşan gördü ve tavşana afedersiniz beyefendi diye seslendi. Ödü patlayan tavşan küçük beyaz eldivenleriyle yelpazesini düşürdü ve hızla oradan uzaklaştı.

Alice yelpazeyle eldivenleri aldı ve düşünmeye başladı. Düşündükçe kafasında alakasız şeyler canlandı ve bir süre sonra tavşanın küçük eldivenlerini eline geçirdiğini farketti ama bu nasıl olmuştu? Kendisi bir devdi! Hemen kendine baktı ve gittikçe küçüldüğünü bunun sebebinin ise elindeki yelpaze olduğunu anladı. Yelpazeyi hemen elinden atarak yok olmaktan kurtuldu. Tekrar kapıya koştu ve kapının kilitli olduğunu gördüğünde umutsuzca geri döndü. Anahtar masanın üzerindeydi kendi kendine herşey öncekinden de kötü diye söylenirken ayağı kayıp çenesine kadar tuzlu suyun içine düştü. Üç metreyken döktüğü gözyaşlarının oluşturduğu havuzdu bu. Birden havuzda bir fare belirdi ve buradan kurtulmak için fareyle sohbet etmeye çalıştı. Fakat ne dese fare bir türlü anlamıyor üstelik boğuluyormuş gibi sesler çıkarıyordu. Belki de fare ingilizce bilmiyor diye düşünerek fransızca “kedimi gördün mü?” dedi. Kedi kelimesini duyan fare az kalsın boğuluyordu. Sizi korkutmak istemedim sadece iletişim kurmaya çalışıyorum dedi Alice. Fare kedilerden neden korktuğunu anlatmak üzere Alice’yi kıyıya davet etti.

Kıyıda toplanan hayvanlar tuhaf bir görüntü oluşturmuştu. Tüyleri çamura bulanmış kuşlar, kürkleri bedenlerine yapışmış hayvanlar hepsi sırılsıklam öfkeli ve huzursuzdu. Tek istedikleri kurumak olan hayvanlar yarış parkuru kurarak yarışmaya ve bu sırada kuruyabilceklerine karar verdiler. Yarışma bitince ödülü Alice’nin vermesine karar verdiler . Alice konuşmlar esnasında kedisi Dinah’ın fare yakalamak ve kuşları kovalamak konusunda ne kadar becerikli olduğundan bahsedince bütün hayvanlar koşturarak evlerine kaçtılar. Keşke Dinah’dan bahsetmeseydim diye üzülen Alice bir şeyini kaybetmiş gibi endişeyle dolaşan tavşanla karşılaştı. Tavşan ona Mary Ann burada ne yapıyorsun? Derhal evine koş ve bana bir çift eldivenle yelpaze getir diye bağırdı. Alice okadar korktu ki derhal söyleneni yaptı ve Beyaz Tavşan’ın evine girdi. Gerçek Mary Ann’la karşılaşan Alice eldivenleri ve yelpazeyi bulamama korkusuyla hızla üst kata çıktı.

Derli toplu bir odada bulunan masanın üstündeki yelpaze ve eldivenleri alırken aynanın yanında bulunan küçük bir şişeye gözü takıldı. BENİ İÇ yazan şişeyi bir dikişte bitirdi ve aniden eve sığamayacak kadar büyüdü. Kolları pencereden çıkan Alice hayvanların saldırısına uğradı ve attıkları taşların kurabiyeye dönüştüğünü farkederek hemen yedi. Tam tahmin ettiği gibi kurabiyeleri yer yemez küçülmeye başladı ve küçülür küçülmez evden çıkıp ormana doğru koşmaya başladı. Acilen eski boyuna dönmesi gerektiğini düşünen Alice yiyecek yada içecek bir şeyler arasada üstünde BENİ YE yada BENİ İÇ yazan hiç bir şey bulamadı. O sırada yanında duran mantara gözü takıldı ve üstünde nargilesini tüttüren bir tırtıl gördü.

Tırtıl ona kim olduğunu sordu. Alice kim olduğunu aslında bilmediğini gün içinde sürekli değişimler gösterdiğini söyledi. Tırtıl sürekli değişime uğradığı için ortada bir sorun göremediğini sert bir dille Alice’ye haykırdı. Bu hayvanlar da ne kadar alıngan oluyordu. Alice onyedi cm olan boyunu eski haline getirebilmek için tırtıldan yardım isteyince tırtıl ona, mantarın bir tarafının uzatan bir tarafının ise kısaltan mantar olduğunu söyledi ve gitti. Alice mantarın iki tarafından birer parça kopardı ve bir kısalıp bir uzayarak şekilden şekile girerek eski boyutuna geri döndü. Şimdi o büyülü bahçeye gidebilirdi. Fakat karşısına çıkan eve uğrayabilmek için bu boyla herkesi korkutacağını bildiğinden elindeki mantarı yirmi cm boyuna gelinceye kadar yedi.

Ormanda gezinirken Düşes’in evine gelen Alice Düşes’in tuhaf evine konuk oldu. İçerideki yoğun biber kokusundan rahatsız olarak biberin fazla geldiğini yemeğin nasıl olacağı konusunda tereddütlerinin olduğunu belirtti. Düşes ona eğer herkes kendi işine baksaydı dünya şimdi olduğundan daha hızlı dönerdi diye haykırdı. Bildiği yerden gelen Alice kendine güvenen bir tavırla bu hiç de iyi bir şey olmazdı gece ile gündüz ne olacak hem? Dünya kendi ekseni etrafında bir dönüşünü yirmidört saatte tamamlar dedi. Düşes kucağındaki bebeği Alice’ e bırakarak hızlıca evi terketti. Küçük bebek adeta bir domuzu andırmaktaydı. Bebeğin homurdanmalarına dayanamayan Alice onu ormana doğru bıraktı ve uzaklaşmasına sevinerek büyüyünce çok çirkin olacaktı gitmesi iyi oldu diye düşündü.

O sırada karşılaştığı kediye kendisine yardım edeceğine inanarak “Lütfen bana hangi yolu izlemem gerektiğini söyler misin?”dedi. Bu nereye gittiğine göre değişir dedi kedi. Aslında nereye gittiğimin önemi yok dedi Alice bir yere varayım yeter. Ozaman hangi yolu izlersen izle farketmez dedi kedi. Buralarda hangi tür insanlar yaşar? Dedi Alice. Şu tarafta bir şapkacı yaşar dedi kedi patisiyle göstererek. Şu tarafta da Mart Tavşanı. Hangisini istersen ziyaret edebilirsin sonuçda ikisi de deli. Ama ben delilerin arasına karışmak istemiyorum dedi Alice. Başka çaren yok burda herkes delildir. Ben deliyim, sen delisin dedi kedi. Kedinin yok olması üzerine Alice bir sürü şapkacı gördüğünü bir mart tavşanı görmenin daha heyecanlı olduğunu düşünerek Mart Tavşanı’na doğru yürüdü.

Evinin önündeki masada çaylarını yudumlayan Mart Tavşanı ve şapkacı Alice’yi görünce fındık faresini de göstererek burda yer yok diye bağırdılar. Alice nasıl yok işte var diyerek masaya sıkıştı. Alice’nin korkutucu ses tonuna karşılık biraz şarap alır mısınız dedi Mart Tavşanı. Masada şarap falan göremiyorum dedi Alice. Yok ki dedi Mart Tavşanı. Masada olmayan bir şeyi ikram etmeniz hiç hoş değil dedi Alice. Davet edilmeden masaya oturmanız da hiç kibar bir davranış değil dedi Mart Tavşanı ve bitmek bilmeyen bir ağız dalaşına başladılar. Bu kadar kabalığa dayanamayan Alice ormana doğru yürümeye başladı. Karşısına içeri doğru açılan kapısı olan bir ağaç çıktı. Ne kadarda tuhaf diye düşündü. “Bugün herşey çok tuhaf zaten içeride ne var acaba? Bir girip bakayım.” diyerek içeri girdi. Alice kendini uzun bir geçitte buldu. İşte küçük cam masada buradaydı. Bu sefer daha iyisini yapacağım diyerek küçük altın anahtarı eline aldı ve bahçeye açılan kapıyı açtı. Cebindeki mantarı otuz cm oluncaya kadar yedi. Kendini rengarenk çiçeklerle dolu bahçede buldu.

Bahçenin girişine yakın bir yerde kocaman bir gül ağacı vardı. Beyaz olan gülleri boyamakla görevli üç bahçıvan gülleri kırmızıya boyamakla meşguldü. Bunlar birer iskambil kartıydı. Gülleri neden kırmızıya boyadıklarını soran Alice, bu güllerin kırmızı olması gerekiyordu biz yanlışlıkla beyaz dikmişiz kraliçe farketmeden hepsini kırmızıya boyamalıyız yoksa hepimizin kafasını uçurur cevabını aldı. Tam o sırada muhafızları iskambil kartı olan kraliçe hızla onlara doğru geliyordu. Alice’ye doğru bakıp bu kim diye bağırdı. Adım Alice majesteleri dedi Alice peki ya bunlar kim diye yerdeki bahçıvanları gösterdi kraliçe. Alice büyük bir yüreklilikle nerden bileyim kimse kim diye cevap verdi. Kıpkırmızı olan kraliçe kesin kafasını diye emir verdiği sırada sakin ol tatlım o daha bir çocuk dedi kral.

Kriket oynamayı biliyor musun dedi kraliçe. Evet dedi Alice ve hemen eline kriket sopası olarak bir flamingo verdiler. Fakat Alice flamingoyu kaçırmıştı yakalayıp geri döndüğünde ise cellat, kraliçe ve kral haraketli bir tartışma içerisindeydi. Alice’yi görünce hepsi birden sorunu çözmesi için Alice’ye yöneldiler. Sorun şuydu cellat kafası olmayan birşeyi kesemem diyor, kral kafası olan herşeyin kafasının kesilebilceğini idda ediyordu. Kraliçe ise eğer bir dakika içinde bir sonuca varılmazsa herkesin kafasının kesileceğini haykırıyordu.

Kafasının kesilmesi istenilen ise Düşes’in kedisiydi. Kedi Düşes gibi kraliçeye hakaret etmiş fakat birden kafası silinmişti. Sihirli kedi istediği zaman istediği yerini kaybedebiliyordu. Alice kedinin Düşes’e ait olduğunu ve ona sorulması gerektiğini söyledi.

Hayvanlar ve iskambil kartlarından kurulan juri ile mahkeme kuruldu. Yargıç tabiki de kraliçeydi. Sırasıyla Mart Tavşanı, şapkacı ve düşesin aşçısının ifadelerini aldı.

Alice’nin tanıklığına geldiği sıra tartışma çıktı bütün salon birbirine girdi. Sinirlenen kraliçe önce ceza sonra karar diye bağırdı ve Alice’nin ceza alacağını bildirdi. Ne biçim iş bu böyle? Böyle karar mı olur? Önce karar sonra ceza verilir diye bağırdı Alice. Kesin şunun kafasını diye bağırdı kraliçe. Kim dinler ki senin sözünü bir kart destesinden başka bir şey değilsiniz diye bağırdı Alice. O sırada kendi boyuna gelmişti.

Bütün kartlar üstüne doğru gelirken Alice birden bire kendini, başını ablasının dizinde ırmağın kenarında yatarken buldu. Ah çok tuhaf bir rüya gördüm dedi Alice ve başından geçenleri anlattı ablasına. Gerçekten de tuhaf bir rüyaydı.

Rüyalarında hayvanlarla konuşan ve Alice’nin rüyasını aratmayan rüyalar gören biri olarak çocukluğuma dair en sevdiğim kitap olur Alice Harikalar Diyarında. Alice’nin kıskanılası hayal gücüne özendiğimden olsa gerek renkli rüyalarımı bende bir hayli gerçekçi yaşayıp benimsemişimdir. Çocuklarımızın hayallerine destek amaçlı bir kitap arıyorsanız o Alice Harikalar Diyarında’dan başkası olamaz sanırım.

Kitaptan Alıntılar

Ah, dünyayı döndüren şey sevgidir, sevgi!

( sayfa 72 )

Kendini başkalarına göründüğünden ya da görünebileceğinden farklı biri olarak görme ki, başkaları da seni başkalarının gözünde başka biri olmaya çalışan başka biri gibi görmesin.

( sayfa 73 )

Sizin çocukluğunuza dair en sevdiğiniz kitap hangisi? Bana iletişim sayfamdan yazabilirsiniz. Harikalar Diyarı’nı aratmayacak günleriniz olsun. Kitapla kalın.

Author: zencefillikedi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir