BOYALI KUŞ

YAZAR: JERZY KOSINSKI

YAYINEVİ: E YAYINLARI

SAYFA SAYISI: 239

ORİJİNAL ADI: THE PAINTED BİRD

YAZAR HAKKINDA

Polonya asıllı Musevi Amerikalı yazar 1933 yılında Polonya’nın Lodz şehrinde doğmuştur.

 Varşova Bilimler Akademisinde görev yaptıktan sonra ABD’de Psikoloji doktorasını tamamlayan Jerzy Kosinski, daha sonra Wesleyan ve Princeton üniversitesinde ve Yale Üniversitesinde öğretim üyeliği yapmıştır.
Başına poşet geçirip intihar eden Kosinski arkasında “Her zamankinden daha uzun bir süre uyuyacağım. Buna sonsuzluk deyin.” notunu bırakarak 1991 yılında hayata veda etmiştir.


KİTAP İNCELEMESİ


İlk bölümden alıntıdır

1939 yılının sonbaharı, İkinci Dünya Savaşı’nın ilk haftaları. Binlerce benzeri gibi, altı yaşındaki o küçük çocuk da, Orta Avrupa’nın büyük bir şehrinde yaşıyan annesiyle babası tarafından uzak bir köye gönderildi.

Doğuya gitmeye hazırlanan bir yolcu, eline birkaç kuruş sıkıştırılınca; çocuğa bakabilecek bir aile bulmaya söz verdi. Anne ve baba, başka çare olmadığından, adama güvendiler.
Oğullarımı uzaklaştırmakla ona, savaştan paçasını kurtarma fırsatı verdiklerini sanıyorlardı. Onlar da saklanmak zorundaydılar: Baba Nazilere karşı olduğundan Almanya’ya gönderilme ya da toplama kamplarından birinde ömür tüketme tehlikesi içindeydi.

Oğlunu bu tehlikelerden kurtardığını sanıyor, günün birinde onu sağ salim bulacağına inanıyordu.

Birtakım olaylar; bütün hesaplarını altüst etti. Savaşın, işgal günlerinin kargaşalığı içinde; durmadan yer değiştiren, oraya buraya kaçışan insan kalabalığı arasında, çocuğunu verdiği adamı kaybetti.

Küçük çocuğu kulübesinde barındıran yaşlı köylü kadın, çocuğun gelişinden iki ay sonra öldü. Başıboş kalan çocuk bir köyden diğerine geçti durdu. Kimi yanına aldı; kimi peşinden sopayla kovaladı.
Savaşın dört yılını geçirdiği köyler, belirli bir bölgede toplanmıştı. Köylerinden dışarı çıkmayan, kendi aralarında yaşayan, sarı saçlı, açık tenli mavi gözlüdür oraların köylüleri. Oysa çocuk esmer, kara kaşlı ve kara gözlüydü. Okumuş burjuvaların dilini konuşuyordu. Doğulu çiftçiler, ırgatlar için bu dil, anlaşılmaz bir şeydi.

Herkes çocuğu çingene ya da Yahudi sandı. Getto’ların, toplama kamplarının çağında bir çingeneyi, bir Yahudi’yi evine almak kendini, hatta bütün köy halkını Almanların en ağır cezalarıyla karşı karşıya bırakmak demekti.

Nazilere karşı bir babanın siyah saçlı kara gözlü oğlunun, Nazi Almanyasında yaşadıklarını konu edinen kitapta, kendinden farklı olanı dünyaya sığdıramayan insanoğlunun, kötülükte sınır tanımaz oluşunu dehşet içerisinde okuyabilirsiniz. Kitapta rahatsız edici boyutta sahnelere şahit olarak bir kez daha din, dil, ırk ayrımı gözetmeksizin yaşadığını idda eden toplumların ne denli dürüst olduğunu sorgulayacak sebebiniz çokça olacaktır.

Sırf sarışın beyaz tenli insanların yanında farklı göründüğü için Yahudi ya da çingene olarak düşünülen bir çocuğun yürek burkan hikayesini sunuyor yazar size. Dışlanarak o köyden bu köye kimi zaman işkenceler eşliğinde, kimi zamansa bedeninden büyük işlerin altında kalarak ezilen çocuk, onca yetişkinin bile altından kalkamayacağı bir çok acıya nasıl bu denli dayanabilir?

Kosinski İkinci Dünya Savaşı’nın en acımasız yanını okura göstermekle birlikte, okuma listemi yenilememe neden oldu. İkinci Dünya Savaşı ile ilgili okumamı önerdiğiniz ve Nazi Almanyası konulu kitap önerilerinizi mutlaka bekliyorum.

KİTAP ALINTILARI

Kör olunca hayat boyu gördüklerini de unutur muydu acaba insan ? Düş bile göremezdi belki o zaman.

Ne yağmurun, ne rüzgârın, ne de ateşin işlenen suçların izlerini silemeyeceğine inanılırdı. Adalet, bir demircinin elindeki güçlü çekiç gibi asılıydı dünyamızın üstünde

Böylesine bir yaratıcı gücün, nereden geldiğini sorardım kendi kendime. Neden köylüler yaratıcı güçten bu kadar yoksundular? Neden değişik bir saç rengi, bir göz rengi bazı insanlara büyük üstünlük sağlıyordu?

Amma ziyankârdılar ha! Böylesine acımasız, sefil bir dünyanın hâkimi olmak neye yarardı?

Kendimi tıpkı gövdesini zorlukla taşıyan uzun ama kırılgan bir ayçiçeği sapı gibi hissediyordum.

İnsan olmak büyük bir başarı, önemli bir aşamadır. Herkes, kavgasını içinde taşır. Bunu benimsemek, kendi yasalarına göre tek başına kazanmak ya da kaybetmek zorundadır.

İnsan olmak, diyordu adam ne kadar onurlu bir şeydir. İnsan kendi savaşını taşır hep içinde. Kendi adaletini kendisi yerine getirirken de kazanan ya da kaybeden yine kendisidir.

Başkalarını suçlamaktan vezgeçtim o an, bütün suç bendeydi. İnsanlar, hayvanlar ve olayları yöneten bu kuralları keşfedemeyecek kadar aptal olan bendim. Ama artık biliyordum ki dünyanın bir düzeni, bir adaleti vardı. İnsanın yapması gereken şey, en uzun ömrün bahşedileceği kadar dua edip sevap biriktirmekti.

Birinin dilsiz olmasının bir önemi yoktu, neticede kimse birbirinin söylediğini anlamıyordu ki! İnsanlar birbiriyle çatışabilir, sevişebilir, kucaklaşabilir, birbirini hor görebilirdi ama sonunda yalnızca kendisini tanır bilirdi.

Göğsümde neyin kırıldığını bilmiyordum. Elimle kalbimi yokladım: Atıyordu.

Haksızlığa karşı çıkmak gerekliydi. Herkes uğradığı hakareti ölçüp biçip, yaradılış ve elindeki olanaklarla duyduğu acı, üzüntü ve alçalma oranında öcünü hazırlamalıydı.

Gerçek olan, insanın kendi yolunu kendi eliyle çizdiği, geleceğinin tek hakimi olduğuydu. Herkes aynı ölçüde önemliydi. Her şeyden önce de eyleminin yönünü ve amacını bilmeliydi insan. Eyleminin yalnız kendini bağladığına inanan, büyük bir yanlışlığa düşerdi. Biraraya gelen eylemler, yavaş yavaş toplumu kurarlardı.

Herkesin çabası, yeryüzünde daha büyük bir alan, gökyüzünde de güneşten daha çok yararlanmayı sağlayacak bir yer edinmek içindi….

Author: zencefillikedi

2 thoughts on “BOYALI KUŞ

  1. Bu tür kiyapıların bizzat yaşayanlar tarafından yazılıp kurgulanması olayları daha hazin fazlasıyla realist gorebilmemize sebep olabiliyor. Ancak bu durumun daha hazin tarafı ise; tüm bunları yaşamış bir halkın aynı süreci daha beteriyle (Gazze’nin Ve Batı Şeria ) yapmalarıdır hâlâ. Koca şehirleri çevirip ambargo uygulayarak aynı şeyleri başkalarına yaşatarak elde edilecek olan nedir? Alçakça bir. İroni sanatı mı veyahut baskıcı Araplar’ın olmayan sanatçıların yazamadığı bir dramın arkasındaki gerçekler mi? (@hayat_buu_ 1k:Hayat bu)

    1. Geçmişinde bunca acı barındıran bir toplumun aynı acıyı başka bir topluma yaşatmasına da yahudi katliamına üzüldüğüm kadar üzülüyorum. İnsan olmak insan gibi hissedebilmek çok zor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir