ÇALIKUŞU

YAZAR: REŞAT NURİ GÜNTEKİN

YAYINEVİ: İNKILAP KİTABEVİ

SAYFA SAYISI: 408

Yazar Hakkında

25 Kasım 1889’da Osmanlı İmparatorluğu’ nda doğdu. Babası askeri doktor olan yazar şehir değişikliğinden dolayı çeşitli okullarda eğitim aldı. Yüksek eğitimini ise Darülfünun Edebiyat Şubesi’ nde 1912 senesinde bitirdi. Fransızca ve Türkçe öğretmenliği yapan yazar Eski Ahbap isimli hikayesiyle yazarlık kariyerine başlasa da Vakit Gazetesi’ nde yayınlanan Çalıkuşu adlı eseriyle ünlendi.

Maarif müfettişliğinin yanı sıra milletvekilliği de yapan yazar Memleket Gazetesi’ ni çıkardı. Akciğer kanseri teşhisiyle tedavi olduğu İngiltere’de hayatını kaybetti.

Kitap İncelemesi

Feride, süvari binbaşı olan babasının görev yaptığı Ortadoğu’dan İstanbul’a dönerken annesini kaybeder. Askerlerin içinde büyümesinin mümkün olmayacağını düşünen babası Feride’yi İstanbul’daki büyükannesi ve teyzesi Besime’ye emanet eder.

Feride her sessizlik olduğunda mutlaka yaramazlık yaptığı düşünülen, oldukça hareketli ve yaramaz bir çocuk olmakla birlikte herkes tarafından çok sevilen bir çocuktur. Yaptığı her yaramazlıkta büyükannesi ve teyzeleri tarafından ‘ ah Güzide ne vardı ölüp de bunu başımıza bırakacak ‘ serzenişlerine neden olmaktadır. Kendinden yaşça büyük olan, Besime teyzesinin oğlu Kamuran’ın canını yakmak için içinde büyük bir istek bulunmakta olan Feride bu narin çıtkırıldım oğlan çocuğuyla sürekli uğraşır.

Büyükannesinin ölümü üzerine babası Feride’yi teyzelerinin yanında sığıntı olmasın diye yatılı okula gönderir. Hayatında yeni bir dönem başlayacak olan Feride’nin yaramazlıkları dillere destan olacaktır. Çatılara çıkan ağaçlara tırmanıp dallardan dallara atlayan bu küçük kıza sonunda Muallime hanımın ‘bu kız insan değil çalıkuşu’ diye bağırmasıyla Feride’nin adı çalıkuşu olarak kalır. 10 yıl kaldığı bu okulda Feride her zamanki gibi, babasını kaybettiğinde de içindeki acıyı yaramazlıkla dışa vurur. Genç kızlık döneminde arkadaşlarının aşk maceralarına dayanamayan Feride kendini duygusuz olarak gören arkadaşlarına Kamuranla aşk yaşadıklarını söyleyerek hayali bir aşk hayatı yaşamaya başlar. Kamuran’ın okula ziyarete her geldiğinde bütün kızlar çikolataya ve Feride’nin aşk yalanlarına doyar.

Yaz tatilinde Tekirdağ’daki teyzesine giden Feride teyzesinin kızı Müjgan’la dertleşirken konunun sürekli Kamuran’a gelmesi ve Müjganın’ın Feride’nin Kamuran’ı sevdiğini idda etmesiyle ortalık karışır. Feride her ne kadar öyle birşey olmadığını bağıra çağıra ifade etmeye çalışsa da, sahilde karşılaştığı Kamuran’dan daha fazla kaçamaz. Kamuran’ı sevmekle birlikte ona kötü davranan ve sürekli kaçan Feride birgün bahçedeki salıncakda çocukları sallarken Kamuran’ın kendisini sallamasını teklif etmesiyle sallanırken , kopan ipin onları yere sermesi sonunda aldığı evlenme teklifine mutlulukla evet diyecektir.

Nişan sonrası Feride Kamuran’ın Sefaret katibi olarak İsviçre’ye gitmesini destekler. O sıra kendi eğitimini de tamamlayıp evliliğe hazır olacağını düşünmektedir. Geçen dört yılın sonunda Feride okulundan eve döndüğünde Kamuran artık görevini bitirmiş düğün hazırlıklarına başlanmıştır. Feride’nin en mutlu olduğu cıvıl cıvıl koşturduğu günlerde düğüne üç gün kala gelen kara çarşaflı misafirin verdiği mektupta arkadaşının Kamuran’la ilişkisi olduğunu ve Münevver adındaki bu genç kadının hasta olduğunu söyleyerek Kamuran’ın Münevver’e yazdığı mektupları okutarak Feride’nin dünyasını başına yıkar.

Sarı çiçek romanını baştan sona öğrendiğini yazdığını mektubunda ailesi bildiği insanlara son kez sarılamadan evi terkedecek olan Feride, aldığı diplomayla öğretmenlik yapmak için Anadolu’da ordan oraya savrulacaktır.

Feride Eyüp’deki sütninesi Gülmisal sığınarak Maarif Nezaretine giderek tayin işlemlerine başlar. Günler süren işlemler sonucu B vilayetine Coğrafya ve Resim Öğretmeni olarak atanır. Gittiği okulda kendi yerine atanmış başka bir öğretmenle karşılaşan Feride ortada kalmamak için yıkık dökük oldukça uzak Zeyniler Köyü’ne gitmeyi kabul eder.

Zeyniler Feride’nin hayal ettiği sevimli bir köyden çok uzak yıkık evlerler dolu virane bir köydür. Ders veren Hatice Hanım hademelikle beraber cenazelere gider mevlidlerde okur her şeye yetişen tarikat mensubu bir kadındır.

Zeyniler’in karanlık havası insanların üstüne çökmüşcesine mutsuzluk hakimdir bu köye. Çocuklar tenefüslerde ölüm oyunu oynuyor, dünyanın güzelliklernden vazgeçmişcesine yaşıyorlardır. Sınıftaki kızların isimleri ya Ayşe ya Zehra olduğu bu köyde Munise adlı küçük sarışın kızın hayatını merak eden Feride, Munise’nin annesinin babasını burakıp bir jandarmayla kaçtığını sonrasında ise dağa kaldırıldığı için kötü kadın olarak bilindiğini öğrenir. Feride’nin kalbi yalnızlıktan ve kasvetten bunaldığı bu köyde kendini neşelendiren bu zavallı kıza titremektedir. Munise’nin karlı ve fırtınalı bir gecede yarı donmuş bir şekilde kapısına dayanmasıyla onu evlat edinen Feride bu küçük yavruyu kendine yol arkadaşı yapar.

Bir gece köyde çıkan çatışmada yaralanan askerin tedavisi için bulunan Feride, Hayrullah adında yaşlı bir askeri doktorla tanışır. Hayrullah bey kaba saba, açık sözlü ve bir o kadar da neşeli bir adamdır. Feride’nin öğretmenlik aşkı için burda bulunmadığını yaralı olduğunu anlasa da bu genç kadının inadına karşı sesini çıkaramaz.

Kışın sonuna doğru teftişe gelen Maarif Müdürünün okulu kapatacağını öğrenen Feride Munise ile birlikte yeni görevi için yollara düşer. Yolda Munise’nin annesiyle karşılaştığı sahne ise okur için kitabın unutulmaz sahnelerinden biri olacaktır.

Feride tayin için beklediği günlerde açlıkla ve yoklukla sınanır üstelik yanında bir de Munise vardır. Yine tayin istemek için gittiği müdürlükte karşılaştığı sınıf arkadaşı ve Fransız eşitle konuşmalarına şahit olan Maarif Müdürü Feride’yi Fransızca öğretmeni olarak atar. Atandığı yerde çok sevilen Çalıkuşu’nun yeni bir adı vardır artık İpek Böceği. Bütün B ye yayılan ismiyle piyano çalarken içindeki hassas ve acılı yüreğini keşfeden musiki hocası Şeyh Yusuf Efendi’nin Feride’ye olan karşılıksız aşkı dedikoduya meraklı olan halkın diline düşerek Feride’nin huzurunu bozacaktır. Aşkına karşılık bulamayan Şeyh Yusuf Efendi bu aşka daha fazla dayanamaz ve vereme yenik düşer. Şehirdeki herkesin çok sevdiği Şeyh Yusuf Efendi’nin ölümünden sorumlu tutulan Feride kendi rızasıyla istediği tayin ile Ç. Rüştiyesi’ne atanır.

Çoğunluğun asker olduğu Ç’de güzelliği yine başına bela olacak Gülbeşeker olarak adlandırılacaktır. Paşanın kızından aldığı davetle paşanın yeğeni Yüzbaşı İhsan’ın izdivaç teklifini kibarca reddeden Feride’nin hayatı Yüzbaşı İhsan ile daha sonra da kesişecektir.

Ç’de ki hayatı da talihsizlikle sonuçlanan Feride arkadaşı bildiği Necmiye’nin bağ evinde kurduğu tuzakla huzuru kaçınca müdüre hanımın yazdığı referans mektubuyla İzmir’e yol alır. İzmir Maarif Müdürlüğü’ne mektubu iletmek üzere giden Feride karşılaştığı Reşit Bey’in kızlarına öğretmenlik yapma teklifini kabul eder. Munise ile gittiği bu evde de fındık kurdu olarak adlandırılır. Öğrencileri Ferhunde ve Sebahat ile iyi anlaşsa da evin oğlu Cemil’in sarkıntılıklarına dayanamayan Feride yeni iş arayışına düşer.

Nihayet bahtı gülen Feride Kuşadası’na tayin olur. Kuşadası görev aldığı yerlere göre cennet gibi bir yerdir. Okulunu öğrencilerini çok sever ve nefes almadan çalışır. Fakat çok geçmeden 1.Dünya Savaşı başlar. Feride’nin okuluna hastane olarak kullanılmak üzere el konulur. Tesadüf üzerine Zeyniler’de tanıştığı Dr. Hayrullah Bey ile karşılaşır. Hayrullah Bey’in isteği üzerine hasta bakıcı olarak çalışmaya başlar. O sırada savaşda yaralanan Ç’deki talibi İhsan Bey’in de bakıcılığını üstlenir. İhsan Bey’e, Hayrullah Bey’le tartışması sonucu evlenme teklifinde bulunan Ferideyi minnetle reddeden İhsan Bey, Feride’ye küçük bir kız kardeş gibi sarılarak yollarını ayırır.

Kızı bildiği munise’yi sokakta oğlanlara göz kırparken yakalayan Feride Munise’yi çarşafa sokmasının üzerinden çok geçmeden yakalandığı hastalıkla beraber ölüme teslim edecektir. Okuyucu için sarsıcı bir bölüm olan Munise’nin ölümü akıllarda hep acıyla kalacaktır.

Munise’nin ölümüyle hayattan kopan Feride’ye Dr. Hayrullah Bey sahip çıkar ve evine götürür. Feride’ye destek olmaya çalışsada halk arasında çıkan dedikodu sonucu Dr. Hayrullah Bey formalite icabı Feride’yi nikahına alır. Düğün gecesi nikahın formalite olduğunu anlayan Feride o geceden sonra Hayrullah Bey’i babası olarak bilecektir.

Son kısımda Feride Dr. Hayrullah Bey’in ölmeden önce sıkı sıkı tembihleyerek vasiyet ettiği paketi Kamuran’a teslim etmek üzere yol alır. Karısı ölen Kamuran, Feride’nin hala evli olduğunu düşünmektedir. Son gecesinde Feride paketi Müjgan’a teslim eder ve vapuru kalkmadan Kamuran’a vermemesi için sıkı sıkı tembihler.

Kamuran ve Müjgan Feride uyumaya gittikten sonra paketi açar ve içinden çıkan Feride’nin günlüğünü sabaha kadar okurlar. Sabah saatler bir saat geri alınır ve Feride’nin vapuru kaçırmak suretiyle gitmesine engel olunur.

Kamuran ile Feride’nin kavuşması kitabın en tatlı, en güzel bölümü olarak kaldı benim aklımda. Aşkına sonsuz saygı Feride…

Kitaptan Alıntılar

Çünkü insan daima sevdiğiyle sınanır.

Aynı duayı birbirinden habersiz eden iki insan, er ya da geç birbirlerine kavuşurlar.

Saklamaya çalışma, nafile. Sevda, çocuk gözlerinden uyku gibi akıyor.


Ne arsız gönlüm var benim? Etrafımdaki insanları ne kadar çabuk seviyorum.

İnsan ruhu ne anlaşılmaz bir muamma?


Sen yine de bir parça benimdin, ben bütün ruhumla senin…

Yara sıcakken acımaz.

Hangi ümide sarılsam elimde kalıyor, neyi seversem ölüyor.

Babalar gidince, kimi sevsen gidiyor sonra..

O vakit, sadece gözlerim ağlamıştı. Bu gece gönlüm ağlıyor.

Aydınlık, hasta gözleri nasıl incitiyorsa, saadet de hasta gönüllüleri öyle sızlatıyor. Hasta gözler gibi hasta gönüller için de karanlıktan iyi ilaç yok.

Dünyada zamanla yıpranmayan, kuvvetini kaybetmeyen hiçbir his yok.

Ah, şu çocuk gözlerindeki minnet! Dünyada, bir parça iyilik edebilmekten daha güzel bir şey olmuyor.

İnsan ayrılık saatinde durmadan konuşmalı, nesi varsa söyleyip bitirmeli değil mi?

Ümitsiz hastalıkların, mukadder felaketlerin son bir ilacı vardır: Tahammül ve tevekkül.

Sevecek bir hakiki insan bulanlara şaşmak lazım. Çünkü onun bir hayalini bile bulmak o kadar güç,o kadar güç ki…

Bir rüzgar eser her şey geçer, alıştır kendini.

Çok sevmek yetmez mühim olan güzel sevmek.

En uzun geceni düşün. Sabah olmadı mı?

İnsan birini sevmek felaketine uğradı mı esir gibi bir şey oluyor.


Yemin ederim. Bir seni yaşayacağım, bir sana yaşayacağım.

Karamsar olma hakkın yok. İyi olacağız! İyi!

Herhalde ben insanların hakkımda söyleyeceği, düşüneceği şeylere çoktan tükürmüş bir adamım.

Biz, iki yıldız kadar birbirimize uzağız!

Author: zencefillikedi

2 thoughts on “ÇALIKUŞU

  1. Ne arsız gönlüm var benim?etrafımdaki insanları ne kadar çabuk seviyorum…
    Bugünlerde beni anlatan bir cümle olmuş.emeğinize sağlık…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir