JANE EYRE

YAZAR: CHARLOTTE BRONTE

YAYINEVİ: CAN YAYINLARI

SAYFA SAYISI: 632

Yazar Hakkında

İngiliz Edebiyatı klasiklerine adını yazdırmış üç kız kardeşten biridir. Yazarın Altı kardeşinden ikisi veremden ölmüş, annesini kanserden kaybetmiştir. Teyzesinin bakımlarını üstlendiği kardeşleriyle birlikte gönderildiği okulu sağlıksız yaşam şartlarından dolayı bırakmıştır. Zamanının çoğunu babasının kütüphanesinde geçiren yazar çeşitli yerlerde mürebbiye olarak çalışmış. Daha sonra babasının yardımcısıyla evlenmiş ve hamileliğinin dokuzuncu ayında hayatını kaybetmiştir.

Kitap İncelemesi

Jane papaz babasının kaptığı virüsü annesine de geçirmesi ile ailesini ölüme uğurlayan ve dayısı tarafından sahip çıkılan çelimsiz ve güzel sayılamayacak bir kız çocuğudur. Talihsiz Jane’i dayısı ölüm döşeğindeyken yengesine emanet eder. Yengesi dayısına verdiği sözü tutmak adına bu hiç sevmediği kıza bakmak zorundadır. Çocuklarına onunla konuşmasını yasaklamış her fırsatta fazlalık olduğunu hissettirmiştir. Çocuklar tarafından sürekli itilip kakılan Jane bir gün patlar ve kendini savunma durumuna geçer. Bu durumdan hoşnut olmayan yengesi onu dayısının öldüğü odaya kapatarak karanlıkta bırakır, küçük bedeni bu korkuya dayanamayan Jane yataklara düşer. Bu olayın sonunda yengesi tarafından yatılı okula gönderilir.

Gönderildiği okulda ihtiyaçları zenginler tarafından karşılanan bir sürü çocuk vardır. Çocuklar bir çok gün açlıkla ve soğukla sınanmaktadır. Kurduğu güzel dostluklar sayesinde yengesinin ona yaşattığı kabus dolu günleri geri de bırakan Jane sekiz yılını bu okulda geçirir. Öğrencilik hayatının sonunda ise okuluna hizmet ederek öğretmenlik deneyimini ilk burda kazanır.

Jane artık kendi kararlarını verebilen genç ve özgür bir kadındır. Okuldan ayrılmak üzere verdiği iş ilanına geri dönüş olması üzere kendini Thornfield Malikanesi’inde bulur. Jane için hayat tamamen değişmiştir. Malikanede günlerini öğrencisi Adela, dadısı ve kahya Fairfox ile doldurur. Birgün çıktığı yürüyüş sırasında yanından geçen arabanın kaza yapması sonucu malikanenin sahibi Bay Rochester ile tanışır. Rochester kaba olmasına rağmen, açık sözlü, otuzbeş yaşlarında ve hayatta sahiplendiği Adela dışında kimsesi olmayan iyi bir adamdır. Jane bu adamın kabalıklarına alınmayarak ve aldığı eğitimle göz doldurarak Rochester’la dost olmayı başarabilmiştir. Sık sık yapılan derin sohbetler sonucu Rochester’a karşı farklı duygular beslemeye başlayan Jane kendini ona layık görmemekle birlikte duygularını içine hapseder.

Bir gün uyku arası duyduğu kahkaha sesini takip etmesiyle Bay Rochester’ın odasında yangın çıktığını görür ve hayatını kurtarır. Duyduğu kahkaha sesinin zaman zaman çatı katından geldiğini hatırlayan Jane evin hizmetçisini bu olaydan sorumlu tutsada Bay Rochester konuyu kapatması konusunda kesin talimat verir. Jane evdeki hizmetçinin Rochester’ın gözünde neden bu kadar değerli olabileceğini sorgulamaya başlar.

Bay Rochester bir gün malikaneye arkadaşlarını davet eder. Aralarında zengin ve güzel genç kızlarında bulunduğu bu grup konakta bi kaç hafta kadar konuk olarak kalacaktır. Üstelik konukların arasındaki İngram adındaki genç kadın ile Rochester’ın evleneceği konuşulmaktadır. Jane Rochester’a olan aşkını bastırmaya çalışırken üstüne bir de bu dedikoduyu duyunca kabus dolu günler geçirir. Bu sırada gelen haberle ölüm döşeğindeki yengesine karşı son görevini yerine getirmek üzere yola çıkar. Yengesi Jane’ e bir mektup verir. Mektupta amcasının yüklü bir miras bıraktığını ve Jane’i aradığı belirtilmiştir. Yengesi kıskançlığı yüzünden mektubun Jane’e ulaşmasına engel olmuş fakat ölüm döşeğinde vicdanını rahatlatmak adına haberdar etmek zorunda kalmıştır. Yengesinin ölümüyle birlikte Malikaneye geri dönen Jane Rochester’ın evleneceğini duymasıyla duygularına yenik düşer ve üstü kapalı da olsa aşkını dile getirir. Rochester’ın Jane’nin duygularının karşılıksız olmadığını, tüm bu olanların oyun olduğunu itiraf etmesiyle dünyalar Jane’nin olur ve aşk dolu günlere büyük bir adım atarak evlilik kararı alırlar.

Kilisede yapılacak olan nikah davetsiz misafir ile yarım kalır. Misafir Rochester’ın kız kardeşiyle evli olduğunu bu evliliğin mümkün olamayacağını söylerek nikaha engel olur. Rochester’ın tavan arasında sakladığı sır da böylelikle açığa çıkar. Sonsuz taviz verdiği hizmetçi deliren karısının bakıcısıdır ve karısı ellerini yere koyarak yürüyen dört ayaklı bir canavarı andıracak şekilde aklını yitirmiş durumdadır. Yaşadığı travmayla konağı terkeden Jane kendini bir kasabada bulur. Üstelik beş parasızdır ve çok acıkmıştır. Günlerce sokaklarda çalışacak iş ve yiyecek bir lokma ekmek arar. En son kapısını çaldığı evin kapısının önünde bayılır. Jane’i evlerine alan Mary ve Diana iki kız kardeştir. Abileri Papaz St John ile birlikte Jane’e aile olurlar. St John’un bulduğu öğretmenlikle hayatına geri dönsede içindeki acı bir türlü sönmemekte her fırsatta Rochester’ı düşünmektedir. Yaşadığı sıkıntılara karşılık hayatına yeni bir kapı aralanmış, amcasından yüklü bir miras kalmış, üstelik bu mirasın ona en büyük getirisi Mary, Diana ve St John’la kuzen çıkmaları olmuştur. Miras kalan parayı kuzenleriyle paylaşan Jane aradığı aile ortamını kuzenlerine sarılarak gidermeye çalışır. Yaşadığı sıkıntıların üstesinden yeni ailesinin varlığının manevi desteğiyle gelir. Güçlü ve dik duruşunu kaybetmeyen Jane St John’un dikkatini çekmiştir. St John Jane’e evlenme teklif edip birlikte Hindistan’a misyoner olarak gitmeyi planladığını söyler. Jane bu duygusuz ve hissiz sadece görev amaçlı olan evlilik teklifini reddederek. Gece yarısı Jane die seslenen gaipten gelen sesin peşinden Rochester’a doğru yol alır.

Kitabı okurken Jane’in gururundan ve gücünden etkilenmemek elde değil. Benim kitaplarda en sevdiğim karakterleri hep güçlü, kendine yetebilen ve ne olursa olsun asla pes etmeyen kadınlar oluşturuyor. Jane ile süre gelen hayatımın yer yer sıradan yer yer ise olağan dışı zorluklarına karşı güç buldum. Güçlü iradesiyle yanlış olana karşı dik durabilen karakteri beni kitapların dünyasındaki en yakın arkadaşlarımdan biri olarak görebileceğim Jane’e çok yakınlaştırdı.

Kitaptan Alıntılar


Yok, yok; özgürlüğümü böyle pahalıya satın alacak kadar kahraman değildim.

sayfa 37


Çocukların duyguları güçlüdür, gelgelelim duygularını çözümleyemezler. Duyguların çözümlenmesi düşüncelerini bir ölçüde etkilese bile vardıkları sonucu sözle belirtmesini bilemezler

sayfa 45


Yaşamın her yönü birbiriyle tutarlı olmalı.

sayfa 51


Ormanın yangından sonraki kapkara, mahvolmuş hali de benim kavgadan sonraki duygularıma benzer.

sayfa 55


Bugünüm belirsiz, yabancıydı, geleceğim üzerine hiç bir bildiğim yoktu.

sayfa 70


Nefreti yenebilmek için en iyi yol, nefret, öfke değildir. Nasıl ki öç almak da açılan yaraları sarmaz.

sayfa 83


Elle tutulmayan yaşam özü; Tanrı’dan koptuğu zamanki kadar saf, gene geldiği yere dönecek.

sayfa 84


İnsan yaradılışı kusurludur. En parlak yıldızların bile üzerinde lekeler vardır

sayfa 97


Bütün dünya senden nefret edip seni kötü diye tanısa bile senin kendi vicdanın rahat,suçsuz olduğu sürece hiç arkadaşsız kalmazsın.

sayfa 99


Bizler bu dünyada acıdan, utançtan ölsek bile, melekler bizim çektiklerimizi görür, masumsak bizim masumluğumuzu anlarlar,

sayfa 99


Sevgi dolu bir ortamdaki sebze yemeği nefret dolu bir ortamdaki besili danadan yeğdir.

sayfa 107


Bir kadın, geleneklerin kendisi için yeterli saydığı şeylerden daha fazlasını yapmak, öğrenmek isterse onu kınamak, alaya almak düşüncesizliktir.

sayfa 156


Özgür doğanların çoğu bir maaş uğruna her şeye baş eğerler!

sayfa 191


Şeytana uymak isterseniz, sonra çekeceğiniz vicdan azabından korkun, Miss Eyre. Vicdan azabı bir zehirdir.

sayfa 193


Daha yaşamın kapısından içeri girmemişsiniz, içerideki gizemlerden haberiniz bile yok!

sayfa 194


Ruhunuz uyuyor daha. Onu uyandıracak sarsıntı olmamış.

sayfa 202


Sanıyorsunuz ki bütün yaşam şimdiye kadar gençlik yıllarınızın geçip gittiği gibi sakin sakin akıp geçecek.

sayfa 202


Us her zaman duygu hummasına karşı direniyor, sağduyu her zaman tutkunun kulağını büküyordu

sayfa 216


Bir çok kimse canlarını mallarını Tanrı’ya emanet ederler, ama bence insan önce önlemini almalı, sonra Tanrı’ya güvenmeli.

sayfa 220


Gönlünün, canının bütün gücüyle hissettiği bir aşkı böyle bir armağanı istemeyen, değerini bilmeyecek olan birine verme… Onurlu ol.

sayfa 230


Bir ruhu beslemeye yetecek besin değil bu!

sayfa 279


Dinleyenin merakı anlatanın diline hız verir.

sayfa 281


Tutkular aslında çılgındır; bırakırsan tozu dumana katarlar. İstekler de kendi hallerine kalsa, bir sürü boş hayallere, kof umutlara kapılırlar.

sayfa 283


Kasırga, deprem, yangın gelip geçebilir başımdan… Ama ben vicdanın buyruklarını yorumlayan o yavaş, serin sesin gösterdiği yoldan ayrılmam.

sayfa 284


Sunulan mutluluk kadehinde tek bir utanç tortusu, tek bir pişmanlık tadı bulunursa ruhlar nasıl söner, renkler nasıl hemen solar, biliyorum.

sayfa 284


Mutluluk vermek istiyorum, kanlı gözyaşlarının akmasına yol açmak değil. Mutluluk ekip gülücük, sevgi, tatlı söz biçmek istiyorum…

sayfa 284


Ama hala mutsuzsun; çünkü hayatın daha eşiğindeyken umudun sönmüş durumda.

sayfa 306


Daha öğle olmadan senin güneşin batmış; sana öyle geliyor ki bir daha da hiç doğmayacak.

sayfa 306


Layık olmadığın, tat bulmadığın bir takım ilişkilerle oyalanıyor, oradan oraya gezerek sürgünde huzur, eğlencede mutluluk arıyorsun…

sayfa 306


Sonra, filozofların bile yanlış düşündüğü, dindarların bile kötülük yaptığı da görülmüştür. Bir insan, ruhunun dirliği için hiç bir zaman başka bir insanoğluna güvenmemelidir. Dünyada hata işleyip acı çekenler doğru yola dönmek için güç, acılarını giderebilmek için şifa arıyorlarsa gözlerini daha yükseklere çevirmelidir.

sayfa 307


İnsan usuna durgunluk veren önsezi olaylarının sahiciliğine inanırım gaipten gelen belirtiler de, kim bilir, belki doğanın insanoğluna verdiği ipuçlarıdır.

sayfa 309


Mutlu olmak için ille başkalarının eline bakmaktan seni kurtaracak, kendi kendine güvenmenin çaresine bakacak bir düzen kuramaz mısın?

sayfa 330


Sana şu kadarını söyleyeyim ki bütün insan soyu dünya yüzünden silinse de seninle ben baş başa kalsak, ben , gözümü kırpmadan seni eski dünyada bırakır, kendim yenisine giderim.

sayfa 331


O gece gözlerimi bile bile geleceğe yumdum; kulağıma durmadan ayrılık, üzgünlük sözleri fısıldayan sesi duymazlıktan geldim.

sayfa 345


İçimdeki sevginin, acının köpürttüğü şiddetli heyecan benliğimi bütün bütün sarıp kendi benliğini dile getirmek için çırpınıyordu

sayfa 354


Kuş değilim ben. Kafesim de yok. Bağımsız, irade sahibi, özgür bir insanım, şu anda da irademi sizden ayrılmak üzere kullanıyorum.

sayfa 356


Bu dünyada tam mutluluk hiç bir insana nasip olmaz.

sayfa 362


Bütün umutlarım sönmüştü… Gözle görülmez bir lanete uğramışçasına.

sayfa 414


Sular ruhuma yürüdü, çamurlara gömüldüm. Ayakta duramıyorum; derin sulara varmışım… seller her yanımı kapladı…

sayfa 416


Yasalar, kurallar da tehlikesiz zamanlar için değildirler ki! İnsanın şeytana uymak üzere olduğu, ruhuyla bedeniyle bu kurallara başkaldırdığı zamanlar içindir.

sayfa 445


Şükürler olsun ki gözler ruhun aynasıdır; istemeyerek de olsa dosdoğru yansıtırlar kişinin ruhunu.

sayfa 445


Tanrı’nın gücünü, görkemini ta içimde hissettim. O’nun kendi yarattığını mutlaka kurtaracağına ilişkin bir güven geldi içime.

sayfa 455

Sizin en sevdiğiniz İngiliz Klasiği hangisi? Bana iletişim sayfamdan ulaşabilirsiniz. Kitapla kalın…

Author: zencefillikedi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir