×

SERENAD

YAZAR: ÖMER ZÜLFÜ LİVANELİ

YAYINEVİ: DOĞAN KİTAPÇILIK

SAYFA SAYISI: 481

YAZAR HAKKINDA

1946 Konya doğumlu olan Türk politikacı, yazar, müzisyen ve yönetmen. Eserleriyle bir çok ödüle layık görülmüştür. Dünya kültürünün ilerlemesi adına bir çok çalışmada bulunmuştur.

Nazım Hikmet’in şiirlerinden bestelediği şarkılarla dünya üzerinde bir çok insana ulaşmıştır.

1996’da Unesco tarafından büyükelçi seçilmiştir. 2001’ de Cumhuriyer Halk Partisi İstanbul milletvekili seçilmiştir. Yazdığı kitaplar ve çektiği filmlerle bir çok ödüle layık görülmüştür.

KİTAP İNCELEMESİ

Arka kapak

Her şey, 2001 yılında Şubat ayında soğuk bir gün, İstanbul Üniversitesi’nde halkla ilişkiler görevini yürüten Maya Duran’ın (36) ABD’den gelen Alman asıllı Profesör Maximilian Wagner’i (87) karşılamasıyla başlar.
19030’lu yıllarda İstanbul Üniversite’sinde hocalık yapmış olan profesörün isteği üzerine, Maya bir gün onu Şile’ye götürür. Böylece, katları yavaş yavaş açılan 60 yıllık dokunaklı bir aşk hikayesine karışmakla kalmaz, dünya tarihine ve kendi ailesine ilişkin birtakım sırlar öğrenir.

Yüz binlerce okurun ellerinden bırakamadan okuduğu Serenad’da Zülfü Livaneli’nin romancılığının en temel niteliklerinden biri yine başrolde: iç içe geçmiş, kaynaşmış kişisel ve toplumsal tarihlerin kusursuz dengesi.

İstanbul Üniversitesinde çalışan Maya Duran üniversiteye ziyarete gelen Hukuk Profesörü Maximilian Wagner’i ağarlamakla görevlendirilir.

Maya Wagner’in sırları olduğunu daha onu havalanında karşılayıp kalacağı Pera Palas Oteli’ne yerleştirmek üzere yola çıktığında anlar. Çok şık giyimli bu adam yaşına rağmen çok yakışıklı gözükmektedir. Maya Wagner’in yıllar öncesi iki yıl İstanbul’da yaşadığını öğrenir.
Profesör Maximilian Wagner’in İstanbula gelmesiyle Maya’nın hayatı da değişir. Bir beyaz araba tarafından izlenildiğini farkeden Maya, rektörün odasında kendisini takip eden insanlarla karşılaşınca şaşkınlığını saklayamaz. İstihbarattan olduklarını söyleyen adamlar, Maya’nın ailesindeki sırlara değinerek onu tehdit etmekle birlikte Wagner’ın her hareketini takip edip onlara bildirmesini isterler.

Maya kendini profesörün isteği üzerine sabah 5 de Şile yolunda bulur. Şöför Süleyman ve Maya kışın ortasında Şile’de ne yapacaklarını merak etse de Wagner kendilerine bir şey söylemez. Şile’ye vardıklarında Wagner yalnız kalmak istediğini Söyleyerek kemanıyla birlikte arabadan iner. Saatler sonra Wagner’ın bu soğukta ne yaptığını merak ederek sahile giden Maya gördükleri karşısında dehşete düşer. Wagner ayakları denizin içinde donmak üzere bilincini kaybetmiş bir şekilde keman çalmakta üstelik stuma, suturma, struma gibi bir şey sayıklamaktadır. Maya profesörü arabaya götürür. Zaten eski olan araba soğuktan çalışmaz ve profesörü en yakın otele Süleyman ile birlikte taşırlar. Süleyman da arabayı yaptırmak için tamirci arayışına çıkar. Maya donmak üzere olan Wagner’ın kıyafetlerini çıkarıp yatağa yatırır. Kendi kıyafetlerini de çıkarıp yanına yatar ve Wagner’ın vücud ısısını yükseltmeye çalışır. Onları o şekilde gören Süleyman Maya’nın başına iş açacak olaylar iyice karışacaktır.

Hastaneye kaldırılan Wagner’ın altı aylık ömrü kaldığını öğrenen Maya herkesin peşinde olduğu bu adamı, ömrünün son altı ayında Amerika’dan buralara sürükleyen nedenin ne olduğunu öğrenmek istediğini Wagner’ a söyler.

Profesör hastaneden çıktığında Maya’yı Pera Palas’a yemeğe davet eder. Maya o gece acı dolu bir hayatın kapılarını aralayacak, yaşanılan bir insanlık dramını birinci ağızdan dehşetle dinleyecektir.

Katolik olan Alman Profesör gençliğinde yahudi bir kıza aşık olur, Hitler’in yahudi düşmanlığına rağmen her şeye göğüs gerip onunla evlenir. Fakat Naziler mutluluklarına gölge gibi düşecek sevgilisini Struma adlı gemiye, profesörün hayatını da İstanbula sürükleyecektir.

Peki kitaba konu olan bu Struma adlı gemi ne gemisidir? Yahudi katliamıyla ilgisi nedir? İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazilerin baskısından kaçan yahudiler Romanya’dan şuan İsrail toprakları olan Filistin’e gitmek üzere Struma adlı bir gemiyle yola çıkar. Gemide bulunan 769 kişi İstanbul’da arıza nedeniyle 72 gün mahsur kalmış sonrasında gemi, Sovyet denizaltısı tarafından batırılmıştır. İnsanlık dramının yaşandığı yalnızca bir tuvalet olan gemi de salgın hastalıklar başgösterir, insanlar açlıktan ölür. Salgın hastalık gerekçesiyle Almanya’nın baskısıyla kimsenin gemiden inmesine izin verilmeksizin gemi tamir ettirilmeye çalışılır. Filistin geminin topraklarına ulaşmasını istemez, Türkiye mültecilere kapı açamaz ve gemi karadeniz açıklarında batırılır. 103 ü çocuk olmak üzere toplamda 768 kişinin öldüğü olayda Türkiye suçlansa da bir çok ülkenin ortak girişimi söz konusudur.

Bir solukta okuyacağınız kitabın baş karakteri Wagner ve Struma adlı geminin gerçekliği kitaba karşı merak uyandıran en büyük etken. Livaneli tarihle aşkı harmanlayarak okura muhteşem bir eser sunmuş. Okurken araştıracağınız, inanamayacağınız bir çok olayla okuru kendine çekerken bir yandan hafızalarda büyük bir insanlık dramı bırakması en etkileyici kısmı. Livaneli’nin öğretici, bilgilendirici kalemini sevmemek ne mümkün! Sizin en sevdiğiniz Livaneli kitabı hangisi? Yorumlarınızı bana iletişim adresinden yada postun altındaki yorum kısmından iletebilirsiniz. Sevgiyle kalın..

ALINTILAR

Dünyanın kötülerle dolu olduğunu düşünüp küsme, herkesin iyi olduğunu düşünüp hayal kırıklığına uğrama!

Sayfa 88

Benim de daha sonra anlayacağım gibi, bazı ölümlerin acısı hep yeni kalıyordu.

Sayfa 90

Herkes aynı Allah’a dua etmiyor mu kızım, ha kilise de ha camide. Ne fark eder?

Sayfa 94

Evliliğin bir yuva kurmak ve bir hayatı paylaşmak için özgürlükten vazgeçmek olduğunu bilmiyor muydun?

Sayfa 98

Her yolculuk bir kader birliğidir.

Sayfa 101

Ne garip bir ülkede yaşıyorduk, her evin bir sırrı, bir hikayesi vardı.

Sayfa 148

Acaba yoksullar zenginlerden daha mı çok hastalanıyorlardı, yoksa nüfusları daha çok olduğu için mi hastaneleri dolduruyorlardı?

Sayfa 155

Farklı düşünmek, çok zaman düşman kabul edilmenin nedeni olurdu.

Sayfa 182

İnsanın dünyaya gelmesi amma da garip tesadüflere bağlıydı.

Sayfa 200

Bilgi ne garip bir şeydi. Şişede hapsedilmiş bir cin gibi yıllarca duruyor, senin gelip kapağını açacağın günü bekliyordu.

Sayfa 213

İyi insanlar iktidara gelemez, gelse bile iktidar onu bozar, zalim yapar.

Sayfa 231

Asıl fark yaratan iktidar değil, muhalafet olmalı.

Sayfa 232

İnsan oğlunun kötülüğü karşısında uyuşup kalmıştım.

Sayfa 261

Önce zihin çökerse insan daha mutlu ölürdü.

Sayfa 346

Hayatımda mutlu günlerim olmuştu elbette, ama mesele sadece mutluluk değildi. Önemli olan yaşadığını, hayatın bir anlamı, bir değeri olduğunu hissetmekti.

Sayfa 405

Evet, coğrafya bir kaderdi ama tarih de kaderdi.

Sayfa 406

Her insan kendi hayatının başrolünde oynuyor.

Sayfa 406

Haklı olanı güçlü kılamadığımız için de güçlü olanı haklı kıldık.

Sayfa 416

Author: zencefillikedi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir